Macerayı Sevmeyen Şirketler Hep Kazanıyor

March 15, 2006 by rates  
Filed under Marka Stratejileri, Web Stratejileri

Herkes 1998-2000 yılları arasında yaşanan ölçüsüz büyüme dönemini hatırlar. Bütün dünyayı etkisi altına alan yeni ekonomi rüzgarı, o dönemde başta teknoloji, internet ve perakende olmak üzere, çok sayıda sektöre yatırım yağdırdı. Bu dönemde çok dünyanın dört bir yanındaki şirketler, adeta gaza gelerek milyonlarca dolarlık yatırım yaptılar.

Bunun sonucunu Türkiye’deki şirketlerde yakından gördük. Özellikle teknoloji ve internet alanına, aralarında büyük grupların olduğu çok sayıda çöple sonuçlanan yatırım yapıldı. Yine perakendecilikte inanılmaz kararlar alındı, satın alma ve mağaza operasyonlarına dönüşü olmayan rakamlar harcandı.

Aynı dönemde Avrupa ve ABD’de de benzer girişimler oldu. 1800′lerdeki altına hücumun benzeri bir operasyon, biraz da maceracı yaklaşımla kendini gösterdi. Geçenlerde Wharton’dan Peter Cappelli’nin söyleşisini okudum. ABD’de başarısını devam ettirebilme gücünü gösteren şirketlerle ilgili bir araştırmayla ilgili konuşuyordu. Onun da benzer saptamaları var. Maceracı olmayan Amerikan şirketlerinin, Fortune100 içindeki yerlerini, birkaç yıllık istisnalar dışında korumayı başardıklarını söylüyor.

Gerçekten de bakınca tablo daha iyi anlaşılıyor. General Electric, CEO’su Jack Welch’in de öngörüsünün katkısıyla, yeni ekonomi rüzgarını kendini kaptırmadı, interneti, eski ekonomi-yeni ekonomi birlikteliği ile kullandı. Sadece yeni ekonomiye dayalı iş yerine, eskiyi geliştiren bir anlayışla ele aldı.

Cappelli’nin bir araştırması var. 1981 yılındaki Fortune100 listesinden, 2001 yılındaki Fortune100 listesine kaç şirketin girebildiğini ortaya koyan bu araştırma, aynı zamanda ilginç mesajlar da veriyor. Buna göre sadece 21 şirket 20 yılda bu performansı ortaya koyabilmiş. Listeye bakınca, son 20 yılda maceraya atılmayanların, eski ekonomiye, özellikle de niş işlerine odaklananların öne çıktığı görülüyor. Caterpillar’a bakın. Yıllardır aynı işi, geliştirerek yapıyor. Johnson&Johnson, International Paper, Lockheed Martin ve diğerleri, hiçbiri dramatik bir maceraya atılmadan işlerini sürdürdüler.

Buradan Türkiye’ye bakınca, maceracı şirketlerin ne gibi sonuçlar çıkardığı daha iyi anlaşılıyor. Son 10 yılda batan, zora giren ve küçülen şirketlerde hep aynı sorun vardı: İş dünyasını bir Formula1 alanı gibi görüyorlardı.

Logolardaki Karakterin Anlamı
Washington State University’den Pamela Henderson ve Joseph A. Cote, şirketlerin marka, logo ve pazarlama araçlarında kullandıkları yazı karakteri ile fontlarla ilgili bir çalışma yapmışlar. Amaç, font seçimi ile şirketlerin logo ve reklamlarının etkinliği, hatırlanabilmesi ve halk tarafından algılanması arasındaki ilişkiyi oraya koymak. Bu nedenle tam 210 adet yazı karakterini ve onların değişik şekillerde kullanılmasını araştırmışlar. Gerçekten de her sektörden yönetici, reklamcı ve pazarlamacının işine yarayacak sonuçlara ulaşmışlar. Ortaya çıkan sonuçlardan bazılarını şöyle özetlemek mümkün:

İki araştırmacı, tüketicilere, 210 adet yazı karakterini nasıl algıladıklarını sordular. Onlardan bu karakterleri Güçlü-erkeksi, Hoş- çekici, Hoş olmayan, soğuk, İlginç-duygusal, Dürüst-Dost ve Rahat gibi özelliklerle tanımlamaları istediler.

Böylece kullandıkları font ve karakterlere göre de şirketleri 6 gruba ayırdılar. Hepsinden de önemlisi, her şirketi kapsayan fontları da isimlendirip bir tablo oluşturdular. Araştırmacıların ortaya koydukları sonuçlar ışığında fontları daha iyi anlamak için, onları ve kısa özelliklerini derledim:

1. Rahat okunanlar: En bilinen örneği National Geographics dergisi. Bu dergi Times New Roman Condensed kullanıyor.

2. Hoş ve çekiciler: Bu kapsamda Enviro, AncientScript, Informal Roman gibi fontlar yer alıyor. Tüketiciler bu fontları, çok fazla güven vermeyenler olarak nitelendirmişler.

3. Güçlü ve erkeksiler: NewyorkDeco, Fisherman, Bandstand fontları bu değerlendirme kapsamına giriyor. Bunlarda güç ve dayanışma duygusunun öne çıktığı, tüketiciler tarafından vurgulanmış. Sadakat yaratmak isteyen şirketler tarafından tercih ediliyor. Erkeklere yönelik, güç imajı vermeyi hedefleyen markalar kullanıyor.

4. Hoş olmayan, soğuklar: Ben bu fontların önemli bölümünü Word’de bulamadım. Ancak, tasarım amaçlı oldukları için, bu alanda çalışanların kullandıklarını öğrendim. Dördüncü kategoriye giren fontlar arasında ise Logan, Industria inline ve StencilSet yer alıyor. Sanayi şirketlerinde yaygın.

5. Dürüst ve dost fontlar: Chiller, Stonehenge, Paintbrush gibi fontlar bu kategoriye alınmış. Tüketicilere göre, bu fontlar, etkin ve yaratıcı olarak görülüyor.

6. Heyecan verici-formal olmayanlar: AluminumShred, Integrity, Ransom ve Amazon fontları bu sınıfa giriyor. Bunlar daha çok resmi olmayan, gençleri hedefleyen işlerde kullanılıyor. Örneğin rock tutkunlarına yönelik markalarda.

colors2

Hangi Renk Daha Uygun
Zaman zaman logolarda ve şirketlerin kurumsal olarak kullandıkları renklerin seçimiyle ilgili sorular alıyorum. Renk seçiminin bir anlamı var mı, sektör ve ürüne özel renkler olur mu? gibi sorular geliyor. Martin Lindstrom’in Brand Sense (Marka Duyusu) adlı kitabında, bu konuda güzel saptamalar görünce, ilgililer için bazı başlıkları buraya aldım. Lindstrom’un bu konudaki öneri ve saptamaları şöyle:

-Renk, marka yaratma sürecinde en önemli unsurlardan biridir. Markanın çevreyle ilk iletişimini sağlar. Polis arabası, ambulans, okul otobüsü gibi araçlarda kullanılan renklerde de bu unsur dikkate alınmıştır.
-Tek başına bir marka yaratmasa bile, renkler, tam anlamıyla bir tamamlayıcı, oluşturucudur.
-Bütün dünyada bazı renkler çok kullanılır, bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa bile, onların etkin olduğuna inanılır. Kırmızı, Mavi ve Sarı, en çok tercih edilen renkler olarak öne çıkar.
-Kırmızının etkin olmasında savaşların da rol oldu. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sırasında bazı Amerikan şirketleri bu renge döndü, bir bölümü ise yeni sunduklarında kırmızı rengi seçti. Örneğin, Lucky Strike, 1942 yılında yeşil renklerini, bayrak renkleriyle değiştirdi.
-Zaman zaman da bazı şirketler ve markalar, güçlerini pekiştirmek için renklere sahip çıktılar. Amaçları, o renkle anılmaktı. Tıpkı Heinz gibi uzun yıllar Power of Red (Kırmızının gücü) sloganını kullandılar.
-Son dönemde iki şirketi bölen renklerden biri de turuncu (orange) oldu. Bir İngiliz telekom şirketi kendini, ismiyle birlikte farklı bir renkte konumlandırdı. Doğal olarak turuncu rengi seçti. Üstelik buna büyük de yatırım yaptı. Ancak, aynı rengi kullanan EasyJet ile arası açıldı, mahkemelik oldular. Amaçları, bu renkle sadece kendilerinin anılmasıydı.
-Bir de sektöre ve ürüne özel renkler var. Örneğin, dünyanın her tarafında sarı, ulaştırma ve posta rengi olarak kabul edildi. Gıdada kırmızı ve yeşil, sarı ile birlikte kullanıldı.

Pazarlama Verimliliği Neden Düşük?
Dünyanın önde gelen pazarlama araştırması şirketlerinden Yankelovich’in kurucusu J. Walker Smith’in yeni bir kitabı çıktı. Uyum Pazarlamasının (Concurrence Marketing) adlı bu kitap, pazarlamada yeni bir yaklaşım gerektiği üzerine kurulu. Bu düşüncesini de pazarlama verimliliğindeki düşüş eğilimine bağlıyor. Pazarlama verimliliği hızlı bir düşüş halinde. Bugün harcanan 1 dolar, geçmişle kıyaslandığında, karşılığında daha az yanıt ve daha küçük bir izleyici satın alabiliyor. Burada pek çok faktör iş başında diyen Smith, şu konulara dikkat çekiyor:

*Uzmanlaşmış niş medya izleyiciyi böldü ve bu yüzden yaygın medya yoluyla satın almanın etkinliği önemli ölçüde azaldı.
*Artan rekabet geçmişte pek çok markanın keyfini sürdüğü hakimiyet ve müşteri sadakatini sulandırdı. Bu yüzden ilişkilerin sürdürülmesi için yapılan yatırımın miktarının artması gerekiyor.
*İnsanlar artık bilgi sahibi olmak için reklama daha az bağımlı. Böylece reklamcıların insanların okumalarını ve izlemelerini sağlayabilmek için daha çok para harcamaları gerekiyor.
*İnsanlar pazarlama taktiklerine karşı artık daha bilgili ve tedbirliler. Bu nedenle sürekli olarak yenilenmek gerekiyor.
*Pazarlama dünyası o kadar kalabalıklaştı ki gürültüde sesini duyurabilmek için artık çok daha fazla para harcamak gerekiyor.
-Bir başka faktör de pazarlamaya tüketicinin gösterdiği direnç. Daha fazla parçalara ayrılma, rekabet ve birikme daha fazla pazarlamayı da beraberinde getirdi. Pazarlamanın insanların hayatına artık her zamankinden çok ve izinsiz dahil olmaya başlamasıyla birlikte insanlar da kendileri için pazarlamaya karşı bir yalıtım sistemi oluşturmaya başladılar.
-Bütün bunların ötesinde pazarlama direnci pazarlamacıların öncelikle eğilmeleri gereken en büyük sıkıntı. Pazarlama direnci günümüzde yaşanan verimlilik krizinin sebebi değil, aynı zamanda bu krizin çözülmesi karşısındaki tek büyük engel konumunda.

2 Numara Yetiştirmek Gerekiyor
Sizin de dikkatinizi çekmiştir; Son dönemde çok sayıda şirkette genel müdür ve CEO değişimi yaşandı. Bazı şirketlerde sürpriz transfer, bazılarında görevden almalar oldu. Birkaç şirkette ise emeklilik nedeniyle genel müdürlük koltuğu boşaldı.

Bu şirketlerden bazılarında ani boşalmalar yaşandı. Özellikle böyle durumlarda genel müdür-CEO arayışı yaşandığını, bizzat arayan beyin avcısı şirketlerden duydum. Hazırlıklı olmayan şirketler, böyle durumlarda genel müdürsüz kaldım paniğine kapılıyor. Oysa, artık şirketlerde 2 numara yetiştirme zamanı geldi. Patronlar ve ortaklar, onlarca yıllık emek verdikleri şirketlerini, bir günlük olsa bile genel müdürsüz bırakmamalı.

Zaten dünyanın en başarılı şirketlerine bakıldığında, 2 numara ya da CEO veliahtı yetiştirildiğini görüyoruz. Sadece ABD’de mi? Türkiye’de de başarılı geçişler oluyor. Örneğin, Ergun Özen, Garanti Bankası Genel Müdürlüğü’ne böyle bir geçişten sonra getirilmişti. General Electric, Intel, Bank of America gibi şirketler de, CEO’ları için 2 numara yetiştirerek, bu süreci başarıyla yönettiler.

Türkiye’de şirketlerin bu yönde bir insan kaynakları stratejisi geliştirmelerinde yarar var. Bir ya da birkaç kişiyi, geleceğin genel müdür-CEOsu olarak ele alıp, ona göre eğitme ve deneyim kazandırmaları gerekiyor. Böylece, hem değişime hazır olma hem de şirket kültürünü sürekli kılma şansları da artacaktır.

Rauf Ateş

Akıllı Web Stratejileri

September 30, 2005 by yaltun  
Filed under Web Stratejileri

Çok değil, bundan 10 yıl önce, web, pek çok yönetici için, şirketle ilgili bilgi veren bir internet sitesinden ibaretti. Zaman içerisinde web’in gerçek değeri anlaşıldı. İnterneti işe, kara ve büyümeye katkı sağlayacak şekilde kullanan şirket örnekleri arttı. Şimdilerde yöneticiler, teknolojinin sağladığı verimlilik ve tasarrufla gelecek planları yapıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de iyi uygulamaların sayısı artıyor. Capital Dergisi Eylül sayısında akıllı web stratejilerini uygulayan Türkiye’nin önde gelen 15 şirketini araştırarak yazı konusu yapmış. Ben Capital’in bu araştırmayı yapmayı planlarken en az 30-40 şirkete ulaşmaya çalıştığını tahmin ediyorum. Ama maalesef bu konuları önemseyen şirket sayısı o kadar az ki; ancak 15′ine ulaşabilmişler. Dileğim artık web stratejilerine, tüm şirketlerimizin gereken önemi inanarak vermesi ve bu örneklerin gün geçtikçe çoğalması.

Online Marka Ajansı Seçimi

September 20, 2005 by msubasi  
Filed under Web Stratejileri

Online marka ajansı, Web Portalı Planlama, Geliştirme ve Yönetimi konularında tedarikçi seçimi zor bir süreçtir. Seçim sürecine girmeden önce şirketlerin tam olarak ne istediklerini bilmeleri gerekmektedir. Eğer bunu şirket tam olarak biliyorsa seçimi yapmak da daha kolay olacaktır.

Genelde bu tarz projeler için görüşülen şirketleri incelediğimizde dünyada üç tarz şirketin bu konularda öne çıktığını görmekteyiz;

  • Teknoloji Şirketleri
  • Reklam Ajansları
  • Online Marka Ajansları

Türkiye marketine aktığımızda genelde Online Marka Ajanslarını görememekteyiz, çünkü bu tarz şirketler ülkemizde şu anda tam layıkı ile (bize göre Vodaco dışında) bulunmamakta. Fakat Türkiye marketinde dışarıda olmayan başka bir grubu görüyoruz, o da Amatör Web Sitesi Avcıları. Türkiye’ye özgü Amatör Web Sitesi Avcıları dediğimiz grup, doğru düzgün bir yapıda olmayan, bir iki senede bir kapanıp yeniden açılan veya hiçbir şirket yapısı altında dahi olmayıp amatör birkaç kişinin bir araya gelerek oluşturdukları bir takım olarak şirketlere servis vermekteler.

Bu tarz ekiplerin kalıcılık, büyütülebilirlik, endüstri normlarına uygunluk gibi konularda büyük eksiklikleri olduğu için kurumsal şirketlere ciddi risk teşkil etmektedirler. Maalesef Türkiye’de birçok büyük şirket bile web sitelerini ve web pazarlamalarını zaman zaman böyle derme çatma yapılı şirketlerin, veya amatörlerin eline bırakmış olup, daha sonra bu projeleri sil baştan yapmak zorunda kalmışlardır.

Çok Farklı Teklifler Geldi Bunları Nasıl Değerlendireceğim?
Türkiye’deki bu yapılanmaya paralel olarak değişik firmalardan hem içerik olarak hem de fiyat olarak çok farklı teklifler toplayabilirsiniz. Bu farklılıkları genelde üç ana konuda toplayabiliriz;

  • Teklif veren şirketlerin farklılıkları (tipleri, tecrübeleri, konuları)
  • Verilen teklifin içeriğinin farklılığı (elmayla armut değil bazen elmayla ampul şeklinde farklılık)
  • Çıkartılan maliyetlerin birbirlerinden çok uzak olmaları (aynı konu için tekliflerin Â?2,000 ile Â?200,000 arasında değişebilmesi gibi)

Web Pazarlamamı ve Portalımı Yönetecek Şirketi Nasıl Seçebilirim?
Değişen pazarlama trendlerinde göre bir şirketin pazarlamasının en önemli noktası olan web siteniz ve online pazarlamanız için çalışacağınız şirketi seçerken bunu pazarlama dünyası dışından teknik bir şirketin ellerine teslim etmeyi düşünmemenizi tavsiye ederiz.

Web portalinizi yapacak şirketi birçok kriteri baz alarak seçebilirsiniz. Bu seçim kolay bir seçim değildir. Web sitesi konusunda teklif alacağınız şirketleri değerlendirmek ve bunların arasından sizin için en uygun firmayı seçebilmek açısından yandaki tablo size yardımcı olacaktır. Seçeceğiniz şirketi bu kriterlerin tümünü göz önünde tutarak değerlendirmenizi tavsiye ediyoruz.

    SecimKriterleri
    Şekil 1: Online Marka Ajansı Seçim Kriterleri

    Çalışacağım Şirketin Etik Düzeyi Benim için Neden Önemli?
    Belli bir iş ahlakı seviyesinde olmayan şirketlerin şirketinizi ve sizleri ileride yaptıkları seçimler ve davranışları ile kötü bir duruma düşürebilecekleri gayet aşikardır. Eğer bir şirket SSK’sını tam ödemiyor ise, Türkiye’ye haksızlık ediyor demektir. Aynı zamanda kullandığı yazılımların ücretlerini ödemeyen ve kaçak yazılım kullanan şirketler hem sektörde haksız kazanç sağlamaktalar hem de yazılım sektörünün hakkını sektöre vermeyerek kendi bindikleri dalı kesmektedirler.
    Ülkesine ve sektörüne bu tarz bağlı olan bir şirketin size neden bağlı olacağı ve her zaman değer yaratmanız için çalışacağı ise meçhuldür.

    Yine bizim tavsiyemiz, güvenilirlik kriteriniz içerisinde muhakkak şirketin etik bir şekilde çalışıyor olup olmadığını kontrol etmenizdir. Teklif aldığınız şirketlere SSK primlerini tam ödeyip ödemedikleri ve de kullandıkları yazılımların lisanslı olup olmadığını sormanız veya biraz araştırmanız size bu konudaki bilginiz açısından en azından bir avantaj sağlayacaktır.

    Gerekli Kaynakların Garanti Altına Alınması
    Seçiminizi yaparken ve projenizi yapılandırırken en çok dikkat etmeniz gereken konuların başında da web pazarlama projenize doğru ve yeterli kaynağın ayrılabilmesidir.

    Yeterli kaynak (tecrübeli insan ve zaman) içine katılmayan, proje yönetimi ciddi yapılmayan, sıradan gerçekleştirilen fiyat odaklı projeler çizgisinde bir portal projesi yapılırsa bunun genelde şirketlere yarardan çok zarar sağlayabildiğini de sizinle önceden paylaşmak isteriz.

    Dolayısıyla çalışacağınız şirketlerde projenizde sizinle çalışacak kişilerin tecrübeleri ve bilgileri projenizin şirketinize yaratacağı etkiyi çok yukarı veya çok aşağı çekebileceğini de bilmeniz gerekir. Projeye girdiğiniz kişileri daha iyi tanıyarak şirketinize nasıl değer yaratabileceklerini görmek ve irdelemek seçiminizde size büyük katkı sağlayacaktır.

    Ayrıca site geliştirme projelerinde ilk hesaplanan zamanlamadan bütçelerin genelde gerçek proje maliyetlerini yansıtmasının güçlüğünü bildiğimiz için hazır ve modüler olan bir sistemin maliyet açısından da şirketiniz için çok avantajlı olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Web konularında hizmet veren şirketlerin şirketiniz için yapmak istedikleri konular çok farklı olacağından tabiatı ile fiyatlar da farklılaşacaktır. Bu değişik yaklaşımları anlayabilmek, bunların şirketinize neler sağlayacağını önceden sezebilmek ve bu kadar büyük farklılıklar arasından doğru seçimi yapabilmek, eğer tam ne istediğinizi bilmiyor iseniz beklediğinizden de çok zamanınızı alacak ve projenizin hızlıca bir sonraki adıma taşınmasını geciktirecektir.

    Size sunulan hizmetleri bir Excel sheet’ine koyarak şunda bu var bunda bu var diye bir karşılaştırma yapmak ve bir araba veya daha genel konuşmak gerekirse bir ürün alır gibi bu konuyu belli kriterlere koyarak değerlendirmekte zorlanacaksınız. Hatta böyle bir yapı sizin çok zamanınızı çalacağı gibi, sizi bir sonuca da ulaştırmayacaktır.

    Halbuki bir hizmet alışında kullandığınız karar verme yönteminizi burada hem daha doğru, hem daha kolay, hem de daha etkin olacaktır. Örnek olarak herhangi bir konu için dışarıdan (dış-kaynak kullanımı) bir danışman ile anlaşmanızı hatırlamanızı tavsiye edeceğiz, Çünkü bu bir hizmet anlaşması için doğru bir örnek olur. Bu tarz bir seçimde başarısı ve tecrübesi olmayan bir danışmana aynı konu için hiç para ödemeyi düşünmeseniz de yine aynı konu için, aynı hizmeti verecek kişiye şirketinize çok büyük bir değer yaratabilecek bir danışman olduğu için büyük paralar ödemeyi doğru bulabilirsiniz. Bu seçim maliyet açısından dezavantajlı gözükse de yatırımın geri dönüşü açısından şirketinize büyük değer yaratır.

    Dolayısıyla online marka yönetimi için de şirketleri önce tiplerine göre ayırmanızı ve tecrübeleri, kabiliyetleri ve kaliteleri yakın olanları birbiri ile karşılaştırmanızı tavsiye edeceğiz.

Gerçek Bir Marka İçin Bir İnternet Felsefesi

August 31, 2005 by yaltun  
Filed under Marka Stratejileri

    Yeni bir fikre sahip olan bir insan, fikri başarılı olana kadar hiçbir şey değildir.
    Mark Twain

İnternet kurumlara, gerçek marka olmadan için eşsiz bir fırsat sunmaktadır. Bazı uzmanlar, dünya çapında web kullanıcılarının 2006 yılında 1 milyara çıkacağını tahmin ediyorlar. Radyonun 60 milyon insana ulaşması 30 yıl, televizyonunki ise 15 yıl aldı. Internet bunu sadece 3 yılda başardı. Texas Üniversitesi, NET ekonomisinin her 9 ayda bir ikiye katlandığını ortaya çıkarmıştır. En tutucu tahminler bile marka yaratmak için internet’in sunduğu önemli fırsatları onaylıyor. Bununla birlikte, bir markanın imajını geliştirmek için yeni bir ortamdan çok, sözde bilginin ekonomik değerin oluşturuluş şekli konusunda büyük bir etkisi var.

Bu yeni elektronik pazarda geçiş masrafları, azalan bürokrasi, reklam, sipariş, gönderi ve tasarım masrafları sayesinde oldukça düşük. Geçişler daha kolay, 24 saat hizmet, kolay giriş ve geniş seçenekler müşteriler için ulaşılabilir. Ayrıca her yerde bulunabiliyor ve tüm müşterilere aynı anda siteye giriş imkanı sağlıyorlar.

İnternet’te geleneksel pazarda bulunan fiziksel satıcı-alıcı ilişkisi yoktur. Envanterin konumu kullanışsızdır. Sonuç olarak, sanal alem müşterileri ürünleri farklı öğreniyor ve satın alma işlemlerini de farklı gerçekleştiriyorlar. Buna bağlı olarak, sadakatleri de çok farklı olabiliyor.

Bu, bilgi tanımlı işlem alanında dokunabileceğiniz ya da hissedebileceğiniz fiziksel bir ürün bulunmayan, sadakatle koruma altına alacak dayanakları olmayan ve içinden seçim yapılacak birbirine benzer yüzlerce site markayı farklılaştırmada kullanılan basmakalıp formül her zaman işe yaramaz. Sanal alemde geleneksel pazarlama anlayışı işe yaramaz, bu yeni arenada ürün konuma, konum da promosyona dönüşür.

Araştırmalar, internet kullanıcılarının pratik nedenlerden dolayı ve başarılı olmak için orada bulunduklarını göstermektedir. Marka çalışmaları bu tüketici hedefini yansıtmalıdır. Internet’te marka yaklaşımlarının geleneksel reklamcılık ve nedense! Algı ile değil, deneyimle idare edildiğini anlamak gerekir ve tüketiciler internet’i, teknolojiyi kendiliklerinden sevdikleri için kullanmazlar. Bunun nedeni, internet’in ürün ve hizmetlerin kalite ve değerlerini değerlendirmede daha iyi bir yöntem olmasıdır. Dell Computer , Yahoo, AOL ve Amazon.com gibi internet markaları arasındaki ortak nokta, müşterilerin bir şeyler yapmasına yardımcı olmadan ve onlara nette pratik getiriler sunmalarıdır.

İyi tanınan bir marka ismi, sadık müşterilerini web sitesine çekebilir. Ama eğer site onlara değerli bir şeyler sunmazsa, tüketiciler orada uzun süre kalmayacak ya da geri dönmeyeceklerdir. Örneğin Reebok, müşterilerinin sitelerini sadece tenis ayakkabıları hakkında bir şeyler okumak için ziyaret etmeyeceğinin bilincinde. Kondisyonla ilgilenen kişiler sitede, hoşlandıkları aktivitelere uygun şekilde uygulayabilecekleri kişisel kondisyon programlarını içeren sayısız kondisyon geliştirme yöntemleri bulabiliyorlar. Aynı şekilde American Express, sitesinde sadece kart sahibi olmanın faydalarını anlatmakla kalmayıp seyahat hizmetlerinde lider bir markanın ününü artıracak faydalı seyahat hizmetleri, etkinlikler, makaleler, alışveriş hizmetleri ve ipuçları sunarak gerçek bir marka kimliği yaratıyor.

İnsanlara sosyal eşitlik sağlayan web, her markaya özgün bir marka haline gelme fırsatı sunuyor. Gerçek dünyada, bir sunucuda yer kiralamak ve markasını göstermek için gerekli kaynaklara sahip olan herkes rakip olabileceği için boyut önem taşımayabilir. Internet’te marka felsefesini anlamayan veya kavramayan markalar fırsatları kaçırmakla kalmayıp, saldırıya ve marka erozyonuna da açık olacaklardır.

Yılmaz Altun

Pazarlama Müdürleri Dikkat!!!

August 25, 2005 by msubasi  
Filed under Marka Stratejileri, Web Stratejileri

Pazarlama Müdürleri Dikkat!!!
Pazarlama artık yerini web pazarlamasına bırakıyor. Yeni pazarlama da teknolojinin önemi gittikçe artıyor. Bu konularda bilgi edinmek için size markastrateji.com sitesini takip etmenizi tavsiye ederim.

Next Page »