Bankalar Sosyal Medyada soğuk kaldı !

August 11, 2011 by  
Filed under Web Stratejileri

Bankaların Sosyal Medya’da aradıkları sıcaklığı yakaladıklarını söylemek maalesef mümkün değil. Buradaki faaliyetlere baktığımızda hala tek yönlü iletişimin devam ettiğini görüyoruz. Oysa Sosyal Medya deyince akla gelen anahtar kelimelerden biri “interaktivite”, yani karşılıklı iletişimi, diyaloğu yakalamak. Bunu yakalayamıyorsanız, sıcaklığı da yakalamıyorsunuz. Aslında kendileri de söylüyor sosyal medyayı, sadece ürün ve kampanya tanıtmak, müşteriyi dinlemek için kullanıyor, yani tek yönlü iletişimi sürdürüyorlar. Bankaların Facebook veya Twiter ana hesaplarında biraz daha tek yönlü iletişimi sürdürüyor olmalarını kabul ettik diyelim. Bunları resmi sayfa kategorisine soksak bile, -ki bunun da doğru olduğunu söyleyemeyiz. Diğerleri de yani, konu bazında, segmentasyon bazında açılan hesaplarda da aynı durum söz konusu. Çok canlı bir kültürel etkinlik veya sponsorluk için oluşturulan sayfalarda da aynı tek yönlü iletişim sürüyor. Oysa işin içinde müzik var, spor var, sanat var… Kısaca iletişim yaratma fırsatı var.

Ama bizim amacımız burada topluluk yaratmak, iletişimi artırmak, interaktiviteyi sağlamak değil miydi? Eğer bu rahat konularda bile bunu yakalamıyorsak bir yerlerde bir “yaklaşım” sorunundan söz etmek gerekir. Yönetim demiyorum çünkü bu sayfaların ve hesapların düzenli bir biçimde yönetildikleri ortada.  Bireysel bir alan olan Sosyal Medyada, kurumlar da kendi “kişisel kimliklerini” (Kurumsal Kimlik değil !) yaratmak durumundalar. Web sitelerinde belli aşamaya gelinmesi zaman almıştı. Belki aynı süreci Sosyal Medya’da da beklemek gerekecek. Yoksa promosyonlarla nereye kadar!

Volkan AKI

Sosyal Medya Yönetimi

July 26, 2011 by  
Filed under Web Stratejileri

Kurumsal sosyal medya hesaplarını yönetmek çok kolay, fakat sosyal medya hesaplarını değişik kullanıcı kitlelerinin tüm beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde yönetebilmek apayrı bir konu.
Bugün ülkemizde bazen kurumsal sosyal medya hesapların yönetilmesi için verilen hizmetlerin çıktılarını gördüğümde tüylerim diken diken olabiliyor (Bkz. Yavşak pazarlama yazısı). Amacı net olmayan, değişik hedef kitlelerine değişik kanalardan seslenemeyen, kısacası stratejilerini ve bu stratejiye ulaştıracak süreçleri netleştirememiş marka ve kurumların işleri en azından önümüzdeki beş sene için çok zor görünüyor.
Markalara kısaca tavsiyem, sosyal medya yönetimi süreçlerini ve daha da önemlisi pazarlamayı iyi anlayan, tecrübeli ekipler ile uzun vadeli çalışabilecek bir ortamı en kısa zamanda yaratmaları.
Markanızın yanında devamlı durabilecek, kuvvetli ekipleri yaratmadığınız sürece, değişik kullanıcı kitlelerinin tüm beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde sosyal medya iletişimini yönetebilmek bir hayalin önüne geçemeyecektir.
Unutmayın zaman artık “Real Time Marketing” zamanı ve “Real Time Marketing” ekipleriniz yoksa, sosyal medya?da siz de yoksunuz.
Bu yazı MehmetSubasi.com sitesinden alınmıştır.

“Beğen”in hayatımızda değiştirdikleri

August 9, 2010 by  
Filed under Web Stratejileri

Harry Gold’un 11 Mayıs 2010′da ClickZ’de yayınlanan “Social Media Marketing’s New Currency: Likes (the Upside)” makalesinden uyarlanmıştır.

Facebook’ta sosyal paylaşımın boyutlarının genişleyip “hayran”dan “beğen” tuşuna geçeli pek olmasa da sosyal grafikler bu değişimi heyecan verici olarak niteleyebileceğimiz değişiklikler gösteriyor. Şu anda 500 milyonu aşkın Facebook kullanıcısı internette markalardan, kişisel ürünlere, makalelerden videolara her şeyi “beğen”erek dolaşıyor. Tabii davranışsal ve demografik filtrelemenin getirdikleri ve potansiyeli de bu yolla tavana vuruyor. Gizlilik tartışmaları bir tarafa kullanıcı-merkezli (yaş, bölge, cinsiyet, politik görüş vb) ve davranışsal filtrelemeler bir yana bu değişimin dijital marketing için sunduklarına detaylı bir değinmek istiyorum.

Internet sitelerinde ürünlerin yanına “Beğen” butonu yerleştirerek tüketicilerin ürünlerinizi veya markanızı “beğen”mesini sağlayabiliyor böylece, bir ürünü “beğen”enlerle o ürünün “fan page”lerini yaratabilirsiniz.

Herhalde “Tüketiciyle Daha Fazla Direk İletişim”i sosyal medyanın bir numaralı faydası olarak özetleyebiliriz. Mesela, Facebook’ta  marka ve tüketiciler kendileri veya beğendikleri marka, ürün, perakende kuruluşları, nedenler, konular ve diğer her şeyle ilgili forum, grup ve topluluklar oluşturabilir. Bir site, ürün, müzik grubu veya konuyu “beğen”miş 5000 kişi, rahatlıkla iletişim kurabilir, fikir ve düşüncelerini paylaşabilir.

Peki “beğe”? arama motoru optimizasyon (SEO) uzmanlarının, PageRank için göz koyduğu yeni bir bağlantı olabilir mi? Eğer Facebook, Google’ın “beğen”leri arama motoruyla taramasına izin verirse, bu gerçek zamanda yapılan aramaları patlatır mı? Belki de böylece “beğen”ler, daha fazla dikkat ve trafik çekmenin yanında, SEO için arttırıcı yeni bir etki yapabilir. Veya Facebook bu bilgileri kendine saklar ve kendi Digg-stilinde ticaret konuları mı (webdeki en populer “beğen”iler) ve “beğen”i içerikli veya ilgili motor sayfaları mı oluşturur?

Gelelim Yeni Uygulamalara. “Beğen” ve Sosyal Grafiklerin hayata geçmesiyle yeni bir uygulama ve eklenti modası başladı. Bunların çoğu daha önce de kullandığımız ve markalara bağlanmamızı veya duvarlara mesaj yazmamızı sağlayan “paylaş” ve “fan” (şimdi de “beğen”) butonları. Ama asıl önemlileri ise Tavsiye ve “Activity Feed” (bunun Türkçe çevirisinden emin olmadığımı son bir defa belitirim). Bu uygulamalar, sitenizde bulunan hangi katalog veya nesnenin arkadaşlarınız tarafından beğenildiği veya tavsiye edildiğini göstermenize yardımcı oluyor.

Gerçek Dünya “Beğen”leri. Eğer (veya ne zaman ki) Facebook “beğen”leri mobil ortama taşır, restoran veya mağaza gibi fiziki mekânları da “beğen”ebilir, onlar hakkında yorumlar yapabildiğimiz bir durum yaratırsa düşünün ki bir kulüpte veya konserdesiniz, kimin içeride olduğunu öğrenebilir ve buluşmak için onunla yazışabilirsiniz. Foursquare’i düşünün: iPhone veya Blackberry’sinde Facebook kullanmayan pek insan bilmiyorum. Ve bir de “Burada kim var?” uygulamasının da buna eklendiğini düşünün ve bütün bu gerçek dünya faaliyetlerini Facebook’un reklam hedeflemesine ekleyin. Facebook böylece günlük hayatta gittiğin mağaza ve restoranları, yaptığın faaliyetleri ve böylece hangi reklam hedeflemesine dâhil olduğunu bilecek. Korkuyor muyum? Hayır, hoşuma gitti ve biliyorum ki eğer hoşlanmazsam da kullanmak zorunda değilim. Bu arada hep adı geçen mahremiyet avukatlarının anlamadığı şey ise şu: kredi kartı şirketleri bu bilgileri zaten biliyor ve bunları kredi profillerinde, demografik profillerde ve bölgelerde referans olarak kullanıyorlar. Bunlar sizi neden o kadar korkutmuyor?

Online Reklamlar: Facebook’un sunduğu reklam ağı da bu yeni özellikle daha bir değer kazandı.  Bu durumda esas soru ValueClick, AdSense (Google reklam ağı), Burst Media, ve Advertising.com gibi diğer sitelerde de Facebook ve ASU (kendin oluşturduğun PPC reklamları) gibi davranışsal hedefleme yapılabilecek mi? Online reklam sektörü bir taraftan böyle bir değere sahipken diğer taraftan başka reklam servislerinden de bu tür hizmetleri beklemeyecek mi? Veya Facebook, ciddi tutardaki bir geliri kendi tarafına çekebilir mi? Hem de kendi sitesinde reklamlar bir yığılmasına neden olmadan… Ve sürekli Facebook çerezleri sayesinde profil bilgisine göre hedefleme yapma imkanı da olur. Hatta Facebook’a dahil olmayanları bile çerezleyip takip edebilir.

Sonraki Adımlar

  • “Beğen” tuşunun değeri konusunda pazarlamacılar ve müşteriler eğitilmeli, neyin değiştiği ve neyin aynı kaldığı anlatılmalı.
  • Kendi oluşturduğumuz sosyal ve medya bütünleşme yapımıza devam etmeli ve yeni teknoloji ve terminolojilere ayak uydurmalıyız.
  • Kendi pazarlama altyapımız sürerek devam etmeli ve Faaliyet Besleme ve diğer yeni eklentiler gibi, “beğen”lerin faydalarını bize kullandırtacak yeni fırsatlar kollamalıyız.
  • Yeni medya satın alma reklam hedeflemeleri fırsatları kollamalıyız.
  • Değişen çevresel kurallara, teknolojilere ve fırsatlara alışmalı ve bu değişimlerden azami fayda sağlamalıyız.

Yorumlarınızı bekliyoruz.

Ajansınız nasıl dijital yapılır?

May 11, 2010 by  
Filed under Web Stratejileri

Alışılagelen çizgiüstü ve çizgialtı ajanslar dijitale el atıyorlar ve bu aşamada zamanlama, maliyet ve kaliteyle rekabet yaratıyorlar. Ajansların dijital ürünlere yoğunlaştığı ve müşterilerin mükemmelden daha azını kabul etmediği bu ortamda nasıl rekabet edeceğiz?  AdAge’in aynı adlı makalesi günümüz ajans sorunsallarına ışık tutmayı hedefliyor.

Bir reklam ajansına “Dijital nedir?” diye sorsanız alacağınız cevap muhtemelen “banner reklamları” veya “bir email kampanyası”  olacaktır. Ne var ki dijital, internetin çok daha fazlasını kapsar. Aslında reklam ajanslarında da üretim dijital formda yapılır ve dosya olarak teslim edilir. Bu durumda, her ajans bir şekilde “dijital”dir demek doğru olabilir fakat dijital olmakla bu konuda uzman olmak arasında büyük farklar olduğunu fazla zaman kaybetmeden anlamak gerekir.

Yüzde yüz dijital gelecek

Dijital; tüketicilerin, medya platformlarının ve markaların görünümlerini farklılaştırıyor. Tüketicilerin iPhone, iPad and 3D TV gibi yeniliklere bağlılıkları gittikçe artıyor ve dijital evrimin dur durak bilmediğini kanıtlıyor.  Marka ve reklamcılara da bu değişime ayak uydurmak düşüyor.

Baskı, baskı öncesi, TV ve internette uygulanan geleneksel ajans uzmanlıkları artık dijital dünyada uygulanıyor. 48 sayfalık ilanlar hızlı bir şekilde dinamik, yüksek çözünürlüklü ekranlara, değerli ilan alanları projeksiyon alanlarına ve yürüyen merdivenlerin yanlarında yer alan statik reklamlar da dijital panellere çoktan terfi ettiler bile.

Tüm bunlar reklam ajansları için kusursuz bir fırtınanın habercisi. Bir marka oluşturma anlamında daha fazlasına ulaşmak yaratıcı ve konsept takımlarının parmak uçlarında ancak, üretim sonucunda, bu yeni tür yaratıcılığın sadece beceri ve tecrübe ile hakkını vermek çok güç. Bu noktada ajanslar için en zoru ise, dijital ürünleri kâr ederek teslim etmek.

Başka bir açıdan bakıldığında ise dijital markalaşma konusunda tüketici beklentilerini karşılamak için artık markalar da ajanslardan daha fazlasını istiyorlar. Nielsen’e göre, krizin zirve yaptığı zamanda İngiltere’nin en büyük 100 reklamcısının yarısı medya harcamalarında kısıntıya giderken, %80′i dijital yatırımlarını artırmış. Marka sahiplerinin en büyük kazancı, dijitalin ölçülebilirliği olsa da dijital reklam frekanslarının ve türlerinin artışı, markaların ajanlara tam bağlanamaması gibi yeni riskler de taşımakta.

Dijital yaşamdan kaçış yok

Dijital ajanslarda yetişenler dijital üretim, yönetim ve teslimatın karmaşık olduğunu bilirler. Portföylerine dijital üretimi de ekleyen baskı, TV veya baskı öncesi ajansları, müşterilerinin beklentisi olan kalite, zamanlama ve maliyet konularında çok zorlanmışlardır. Ama dijital işlere olan kamuoyu ilgisi daha fazla yoğunlaşacak ve müşteriler mükemmelden daha azını kabul etmeyecektir.

Burada ajansların derdi, dijital üretimi geliştirmenin; özel bir beceri, tasarım, test ve kodlama gerektirmesidir. Eğer kaliteyi gerçekten önemsiyorsanız, bütün bunlara eksiksiz sahip olmak çok zordur. Ama kalite açısından derdiniz yoksa deniz aşırı birçok kodlama şirketi de bu konuda size yardımcı olabilir.

Bu konuda ajansları en fazla zorlayan diğer bir nokta da “kârlılık”. Yaratıcılık, müşteri ve para kazandırır ancak günümüz ajans dünyasında, yapılan hatalar, iş tekrarları, zamanında teslim edilemeyen işler, pahalı freelancerlar ve üretim bazlı diğer birçok kötü deneyimler yüzünden kârlar yok oluyor.

Otomotiv endüstrisi ajanslara, dijital konusunda iyi bir örnek olabilir. Herkes, arabanın tüm parçalarının tek bir üretici tarafından üretildiğini düşünür. Normalde bir modelin üretilmesinin nedeni, firmanın marka değeri, tasarım, estetik ve fikri haklarla ilgilenmesidir. Ancak marka sahibi fren balatalarını, direksiyonu ve motor silindirlerini üretmez (üretmemelidir de).  Her biri konusunun uzmanı olan bir tedarik zinciri sayesinde araba modeli üretilir çünkü bu işi onlar daha iyi ve uygun maliyetlerle yapabilirler.

Aynı mantıkla reklam dünyasına bakılırsa, ajanslar da kampanyalarda rahatlıkla kendi ün ve yaratıcılıklarını inşa edebilir, dijital üretimi de konunun uzmanlarına gönül rahatlığıyla bırakabilirler.

Eğer ajanslar, üretim gelirlerinin, üretim kârlılığından daha önemsiz olduğunun farkına varırlarsa; reklamların, marka sahiplerinin ve tüketicilerin taleplerini karşıladığını ve ajansların da süreç içerisinde meteliksiz kalmadıklarını görmeye başlarız.

Dijital Pazarlama’dan Ne Anlıyoruz?

May 4, 2010 by  
Filed under Web Stratejileri

İyi niyetler ve boş vaatler

Dijital reklamcılıkta gerçekten ilerleme kaydediyoruz.
Bu yıl dijitali medya planımızda önemli bir kol haline getirmeyi amaçlıyoruz.

Kulağa tanıdık geliyor mu? Bu şu demek: ?Bunu düşünüyoruz???Bu konuyu konuşuyoruz”

Dijital reklamcılık alanında 10 yıllık istikrarlı büyümenin ve %50 oranında sıçrama gördüğümüz 3 yılın ardından bile, birçok pazarlama sorumlusu dijitali hayata geçirmek yerine hala dijitali tartışıyor. İhtiyatlı davranmayı bırakmamız için bu pazarın daha ne kadar olgunlaşması gerekiyor?

Dijital reklamcılığı ciddiye almama lüksüne sahip değiliz

Önümüzdeki 10 yıl içinde, gelişmiş dünyada hemen herkesin birden çok cihazda yüksek hızlı geniş bant internet erişimi olacak. En az %50?miz, rutin olarak internet üzerinden alışveriş yapıyor olacağız. Çoğumuz, televizyondan çok (hatta ailelerimizden çok) bilgisayarımız başında vakit harcıyor olacağız? Aslında çoğumuz için bilgisayar ve televizyon aynı şey haline gelecek.

İnternet yaşamımızın o kadar büyük bir parçası haline gelecek ki, en az bir neslin zihninde İnternet?siz bir hayat kalmayacak. Bu beş yıl içinde ? Belki üç yıl içinde gerçekleşebilir. Her ne olursa olsun, bu gelecek artık ihmal edilemeyecek veya ertelenemeyecek kadar yakın. Belki bilgi eksikliğimizden, belki bilinmeyene yönelik korkumuzdan, belki de en kolay yolun dayanılmaz hafifliğinden, birçok reklamcı hala rahat oldukları geleneksel medyayı tercih eder durumda  Maalesef  her geçen gün daha da geride kalıyorlar.

Firmanın pazarlama faaliyetlerini yürüten kişi olarak kendinize şunu sorun: Gerçekten dijital reklamcılığı ciddiye almama lüksüne sahip misiniz?

Birçoğumuz, dijital kanalları pazara giden bir yol olarak kullanıyoruz. Çoğumuz bu kanalları müşterilere bilgi aktarmak için kullanıyoruz. Ama hala çok azımız dijital reklamcılığı entegre pazarlama iletişiminin yerleşik bir parçası olarak görüyor. Eminim hepimiz medya planlarımızda dijitale bir şekilde yer veriyoruz. Ama bu genellikle sonradan aklımıza geliyor, yapmış olmak için yapıyoruz. Ve hala bunu tam entegre bir bileşen olarak veya dijital medya alanında uzmanlaşmış birilerinin yöneteceği ve planlama sürecinin geri kalanından ayrı bir olgu olarak  görmekten çok uzağız.

Durum ne?

Ne kadar vaktiniz kaldı? İnternet üzerinden dakikalar içinde bir dijital kampanya yayınlayabilirsiniz. İnternet?in yanıt oranı çok yüksek. Pazarda ve üründe meydana gelen değişiklikleri, yeni haberleri yayınlayabilirsiniz, hem de anında. Ve hızlı sonuçlar alabilir ve satın alma davranışında birden bire etki yaratabilirsiniz. İnternet çok yönlü bir araç ve sadece banner reklamlardan çok ama çok daha fazlasından oluşuyor. Kısa mesajlar, uzun mesajlar, interaktif programlar, sosyal ağ siteleri, ilişki kurma olanakları. Bu, viral nitelikte veya, eski deyişle, kulaktan kulağa yayıldığı anlamına geliyor. Yaratıcılık olanakları neredeyse sınırsız. Ve ayrıca uzun vadeli marka oluşturma kampanyalarını destekleyebilecek kadar geniş, esnek ve kapsamlı. Sadece saman alevi gibi veya doğrudan yanıtı hedefleyen pazarlama gibi değil. Aynı zamanda ölçülebilirliği çok yüksek, maliyeti uygun, kavrayış ve öğrenim olanağı sunuyor.

Dijitali İçselleştirin!

Tüketici, geleneksel medya araçlarının çoğunda olduğu kadar geniş (daha geniş olmasa da) ve teknoloji, tüketiciyi hedeflenebilir hale getiriyor. Dijital medyayı geleneksel medya kampanyanızın bir uzantısı olarak düşünüyorsanız, o zaman ona da eşit pay verin ve birbirlerini nasıl desteklediklerini görün. Dijital medyanın sizin için iyi bir iş çıkarmasını istiyorsanız, o zaman onu biraz daha yakından tanıyın, ona bir dost gibi davranın ve onu zihninize erkenden yerleştirin.

Biz, ?IT?yi dijitalin alanından çıkarmayı, teknolojinin etrafındaki mistisizmi dağıtmayı, Ne, Neden ve Nasıl sorularını cevaplamayı amaçlıyoruz. Bu, teknolojinin önemli olmadığı anlamına gelmiyor. ulaşmak istediğiniz tüketicilere mesajınızı ulaştıran, bilişim teknolojileridir. Ama teknoloji bazen dijital medya dünyasına girmenin önünde bir engel de olabiliyor.

Medya tüketiminde devam eden değişim, sadece iletişim stratejisinin değil, aynı zamanda bu stratejinin dayanağını oluşturan pazarlama stratejisinin de baştan sona yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Markalar ve müşteriler artık biz ve siz konumunda değiller; iletişim artık hiç de tek yönlü bir yol değil. Markalar artık müşterileriyle diyaloğa girebiliyorlar, dar görüşlü planlarından vazgeçip müşterilerin düşüneceği ve tartışacağı temalar ortaya atabiliyorlar.

Kısa bir süre önce yayınlanan bir makalede, Harvard Business School?dan John Deighton, tüketiciler çeşitli dijital kanallara daha fazla bağlanır hale geldikçe, marka mesajlarını tüketme kabiliyetlerinin yanı sıra aynı zamanda markalar hakkında konuşma eğilimlerinin de arttığını öne sürmektedir. Bir iletişim zorunluluğu olarak dijital reklamcılık konusunda, pazarlamacılar için bu konuda konuşmaktan vazgeçip sözü dijital kanallara vermeye başlama vakti geldi.

Kaynak: Tony Wardle - Principal, Marketing Mentor

Next Page »